Whatsapp Destek 0850 665 6065
  1. Ana Sayfa
  2. Aşk Nedir?
Aşk Nedir?

Aşk Nedir?

  • 28 November 2021
  • 0
  • 10
  • 0 Yorum

Aşk Nedir?

“Aşk” kendini iyi hissetme durumu, aslında hastalıklı bir mutluluk halidir. Psikiyatrik bir hastalik gibi, icinde obsesyon, asiri hareketlilik, iştah ve uyku azalmasi , tekrarlayici ve anlamsiz hareketleri de barındıran patolojik bir durumdur aslinda. Üstelik omru de sadece 3-18 ay olup, sonunda da aci vardir. Keyif veren tüm diğer maddeler gibi ( sigara, alkol, kokain vb.) bagimlilik yapar ve yoksunluk sendromuna sebep olur.

O halde neden “ask” istiyoruz? Kendimize eziyet etmek icin mi? Elbette ki hayir.

Turun devami icin, odul icin, stres azaltici etkisi yuzunden. Ask Adem ve Havva”dan beri hep var olmuştur. Tarihe baktığımızda, bircok toplumsal olaylarda bile bazen tetigi ceken bir ask hikayesi vardir.

Hem Türkçe, hem de batı dilleri açısından sözcüğün kökeninin, kültürel, dinamik ve psikolojik anlamının bir özlemin, eksikliğin giderilmesi ve belli bir duyusal uyaranın sağlanması olduğu belirgindir. Dolayısıyla, “aşk” hem ödül ve zevkle ilgili görüngüler, hem de iştah ve bağımlılık yapan davranışlarla yakın ilişki içerisinde dir.  “aşk” fenomeninin biyolojisi, özellikle de nörobiyolojik yönleri yakın tarihte ilgi çekmeye başlamıştır. Sevgi ilişkilerinin ve yakından ilişkili oldukları bağlanma kavramının sağlıkta ve hastalıkta önem taşıdığı bilinmektedir.  Eldeki veriler, aşk ve sevgi ilişkilerinin limbik sistem ( ilkel beyin) aktivasyonuna dayanan karmaşık, nörobiyolojik fenomenler olduklarını göstermektedir. Bu süreçler oksitosin, adrenalin, dopamin ve serotonerjik işlevleri içermektedir. Bu süreçlerde endorfin ve endojen opiat sistemleri ve nitrik oksitte rol oynamaktadır. Aşk ve sevgi ilişkilerinin değişik evreleri farklı nörokimyasal ve nörofizyolojik özellikler gösterip, maternal, romantik ve cinsel sevgi ve bağlanmalarla kısmen örtüşebilir. Yani: sevgili, anne, bir eşya yada yemeğe duyulan sevginin, beyindeki lokalizasyonu ayni yerdedir.

Aşk ve sevgi ilişkilerinin fenomenolojik görünümünün zamanla değişebileceği ve karşılıklı çekim, romantizm, ilişki içerisinde gerçekleşebilen iktidar mücadeleleri ve olgun sevgi gibi alt basamaklardan oluşabileceği düşünülmektedir.

Şefkat sözlüklerde “acıyarak ve/veya koruyarak sevme, sevecenlik” olarak tanımlanır. Aşkta ise tutkulu bağlanma, yoğun istek ve şehvet vardır. Her iki kavram da birçok duyguyu birbirine geçmiş halde içinde barındırır. Aşk ve şefkat ile ilgili beyin alanları, nörotransmitterler, feromonlar ( koku) ve hormonlar, hücresel değişiklikler araştırmaların odağındaki önemli konu başlıklarıdır. Bilhassa oksitosinin cinsellik ve üreme davranışı ile ilişkili olduğu, sevecen, içten, yakın ve şefkatli bağların sağlanmasında önemli rolü bulunduğu anlaşılmıştır. Aşık olan bireylerin beyin taramalarıyla yapılan çalışmalarda cinsiyetler arası farklılıklar da gösterilmiştir. Örneğin, kadınların beyninde içgüdülerle ilgili alanların, dikkat ve hafıza devrelerinde, erkeklerde görselliğin işlendiği alanlarda hareketlenme yaşandığı gösterilmiştir. Anterior komissür ve korpus kallosumun sağ ve sol beyin yarı küreleri arasında veri alış verişi açısından taşıdığı önem düşünüldüğünde kadınların cinsellikle ilgili verileri, erkeklere göre daha bütüncül işleyebildikleri söylenebilir. Ayrıca iki cinsiyet arasında beyin korteksi kalınlığının da farklı olduğu bildirilmekle birlikte, bu farklılıkların pratik anlamı henüz kesin olarak bilinmemektedir. Çelişkili durumlarda karar verme yetilerinin cinsiyetler arasında farklılık gösterip göstermediğini araştıran çalışmalarda, erkeklerin sorun çözerken içinde bulunulan çerçeveyi göz önüne aldıkları, kadınların ise çoğunlukla sorunun içinde bulunduğu çerçeveden bağımsız çözümlere yöneldikleri gözlenmiştir. Sol frontal korteksin sorunun içinde bulunduğu çerçeveye bağlı, sağ frontal korteksin ise bu çerçeveden bağımsız seçimlerde daha belirgin rol oynadıkları düşünülmektedir. Dolayısıyla aşk/sevgi ilişkilerinde de, özellikle eldeki sosyal verilerin çelişkili olduğu durumlarda erkekler ve kadınların sorun çözerken etkinleştirdikleri beyin alanları ve kullandıkları başa çıkma yöntemleri açısından farklılık gösterebileceği ve bu önermelerin ileride yapılabilecek beyin görüntüleme çalışmaları ile değerlendirilmesine ihtiyaç duyulduğu söylenebilir. 

Cinsel uyarılma, orgazm, aşk ve sevgi ilişkilerinde frontal korteks etkinliğinde genel bir azalma olabilir ve bu da bilişsel yetilerin, özellikle de yürütücü işlevlerin en azından geçici olarak askıya alınması ile uyumlu olabilir.  Aşk ve sevgi ilişkileri sırasında frontal lobda görülen etkinlik azalmasına paritetal ve temporal lob ve amigdalada da bir etkinlik azalması eşlik ediyor gibi gözükmektedir.Amigdalanın ise korkulu uyaranlarla aktive olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla, şimdiye kadar yapılan araştırmalarda saptanan ve her iki cinsiyetten deneklerin sevdikleri partnerlerini izlerken veya erkek deneklerde boşalım sırasında bu bölgenin etkinliğinde gözlenen azalma korku/davranışsal inihibisyondaki bir azalmayı yansıtabilir. Beynimizin Frontal bolge dedigimiz on bolumu, bizim gunluk yasantimizi toplumsal kurallara gore yasamamizi duzenler ve limbik sistem dedigimiz ilkel durtulerimizi( yeme, icme, cinsellik) barindiran beyin bolgesinden gelen uyarilari baskilar. Yani, toplum icinde  sevismemizi baskilayan frontal bolgedir. Beynimizin yaramaz cocugu limbik sistem, basogretmen ise frontal korteks. Iste , frontal lobun  etkinliğindeki baskılanma aşk ve sevgi ilişkileri sırasında gözlenen olumsuz emosyonlardaki baskılanma ile ilişkili olabilir.  Yani , “ask kural tanimaz” sozunun cok iyi ifade ettigi gibi, asik olan kisi kontrolunu kaybeder. Bu nedenlerle aşk ve sevgi ilişkileri sırasında bu alanların etkinliğinde gözlenebilen ve sadece sevilen bireye/yakınlarına özgü olabilen azalma, ilişki sırasında partnere olan güvenin artışı ile uyumlu olabilir. Biten askin ardindan da “BEN BU ADAMA/KADINA NASIL TAHAMMUL ETMISIM” denir.  

 

Şimdiye kadar yapılan çalışmalar, romantik aşkın erken evrelerinde gözlenen serotonin salgısındaki azalmanın OKB ( obsesif kompulsif bozukluk)  tanılı hastalardaki ile eşdeğerde olabileceğini göstermiştir. Yakın tarihli bir araştırma serotonin salgısındaki azalmanın riskli seçimleri de artırabileceğini göstermektedir. Bu nedenle, serotonin salgısındaki değişiklikler aşk ve sevgi ilişkilerinde değişik ölçülerde ve evrelerde görülebilecek takıntılı ve/veya dürtüsel davranışlara katkıda bulunabileceği öne sürülmüştür. Bu ilişkilerde gözlenen tekrarlayıcı düşünceler  ve davranışlar ( her an, mesaj var mi diye telefon ekranina bakmak gibi) dopaminerjik aşırı aktivite ile gerçekleşirken, serotonin sentez değişiklikleri bu davranışların benliğe yabancı olarak yaşandığı bir alt grupta gözlenmektedir. Bu açıdan, aşk ve sevgi ilişkilerinin çoğu, uyarici ilac  tedavisi gören çocuk ve ergenlerin bir bölümünde ortaya çıkan ve benlikle uyumlu olarak yaşanan tekrarlayıcı düşünce ve davranışları andırmaktadır.

Sonuc olarak yazdiklarimizi bir ask hikayesi ile ozetleyecek olursak:

Bir kafede otururken adamin birini gorursun ve begenirsin. Hemen beynin amigdalasi devreye girer ve korku salar. ‘Bu adam bana bakmaz ki “ diye dusunursun. Bir an adam da basini kaldirir ve sana bakar. Iste olan olur ve bakismalar baslayinca oksitosin salinmaya baslar. “ oksitosin” annelik , bebegi emzirirken salinan , guven duygusu yaratan, sosyal fobiyi baskilayan o mucizevi hormon. Oksitosin hemen amigdalayi baskilar ve sen rahat ol der. Oksitosin bir “tanisma, hoslanma” hormonudur. Kaygin azalir, bellegin bozulur ve “yelkenler suya “olma durumu olur. Ilk bulusma ve fiziksel etkilesmeler baslayinca da devreye  “bir zevk hormonu olan dopamin”  girer ve zevk donemi baslar. Sen zevk aldikca, zevk veren davranislari bir hamstrerin carki cevirmesi gibi tekrarlamaya baslarsin. Stereotipik ( tekrarlayici) davranislar ortaya cikar. Onun etrafinda dolanmalar, aniden karsisina cikmalar, uyku disinda kalan zamani telefon ile gecirmek, tum sosyal yasaminizi askıya almak, arkadaskarinizin serzenislerinin oldugu donem..Tekrarlayan  zevkler ve davranislar sonunda beyindeki dopamin reseptorleri artar, artar ve sonunda tolerans gelisir. Yani alkolizm gibi.Sarhos olabilmen icin, alkolun miktarini artirman gerekir. Cunku beyindeki dopamin reseptorlerin artik o kadar artmistir ki salinan dopamin miktari reseptorlerini doyuramaz; yipki sevgilinin de artik sana yetmemesi gibi. 

İlişkinin başında sana zevk veren, gozunu parlatan, ruh ikizin olan sevgilin artik baska bir insana donusmustur. O cok hoslandigin ten kokusu, artik seni rahatsiz ediyordur. Bu kez  “ sen cok degistin askim” donemi baslar. . Cunku beyindeki dopamin reseptorlerin artik o kadar artmistirki salinan dopamin yetmez dolayisiyla aldigin zevk de azalir. Ve;  zevk, sehvet ve odul odakli olan askin omru tükenmiştir.

Eger beraberliginiz bir evlilik ile sonlanabilirse, ask yine bitmistir ama yerini aliskanlik ve sevgiye birakmistir

 


Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Rating*